Madrid: İspanyol Boğası

Puerta del Sol
İstanbul için Taksim meydanı ne ise bu meydan da Madrid için o. 10 önemli caddenin bağlandığı bu büyük meydan , yeme-içme alışveriş ve konaklama gibi birçok ihtiyacınızı giderebileceğiniz bir yer. Fazla turistik bir yer olduğundan yeme içme olayını başka daha az turistik olan yerlerde halletmenizi tavsiye ederim. Bu meydanda Madrid’in simgesi olan ayı heykeli var. Pek mühim bişi değil bence 🙂 Daha önce de söylediğim gibi yankesicilik hat safhada. Burası da kalabalık bir meydan olduğundan dikkatli olmalısınız. Bütün metro hatlarına buradan kolayca ulaşabildiğiniz için burası ulaşım açısından ideal bir yer.

Plaza Mayor
Bir binanın avlusu şeklinde kocaman bir meydan olan Plaza Mayor, şehrin en turistik noktalarından. Her İspanyol şehirinde bir benzeri bulunuyor.

Gran Via
Gran Via, alışveriş ve yeme içme bakımından şehrin merkezi olan şık bir cadde. Yüzlerce otel, restaurant&bar ve mağazaya ev sahipliği yapıyor. Gezmekten en keyif aldığım yer burasıydı.

Prado Museum
Paris’teki Louvre müzesi gibi dünyanın en önemli müzelerinden biridir. Sergilenen eserler İspanyol, İtalyan, Flemenk ve Flaman, Fransız, Alman resmi gibi gruplara ayrılmaktadır. Eserlerin en ünlüleri arasında Valezquez’in “Las Meninas” ve “Bacchaus’un Zaferi”, El Greco’nun kendi cenazesini betimlediği “Çobanların Tapınması”, Rubens’in son yapıtlarından olan “Üç Güzeller”, çıplaklık tabusunun ele alındığı “Goya Koleksiyonu”, Fra Angelico’nun “Meryem’e Müjde”si, “Aziz Filipus’un Şehit Edilişi” bulunuyor. Giriş ücreti tam 14 Euro, öğrenci 7 Euro. Müze Pazartesi’den cumartesiye 10-20:00 arası açık, saat 18:00-20:00 arası giriş ücretsiz. Pazarları 10-19:00 arası açık, 17-19:00 arası ücretsiz. Ben saat 6’yı bekleyip ücretsiz girdim 🙂 Siz siz olun yine de müze giriş saatlerini kontrol edin. Yaz dönemi, kış dönemi olarak farklı saat uygulamaları olabilir.
Müzenin linkini aşağıda belirttim.
https://www.museodelprado.es/en/visit-the-museum

Reina Sofía Müzesi
Madrid’in en önemli müzelerinden olan bu dört katlı yapının birinci ve üçüncü katlarında geçici sergiler, ikinci ve dördüncü katlarındaysa diğer koleksiyonlar bulunuyor. Picasso, Rembrandt, Miro, Dali, Monet gibi ünlü sanatçıların eserlerini burada görebilirsiniz. Ayrıca Picasso’nun Guernica’sı bu müzede yer alıyor. Müze Salı günleri kapalı. Pazartesi-Cumartesi çalışma saatleri 10:00-21:00(son 2 saat ücretsiz), Pazar günü 10:00-19:00(saat 13:30’dan sonra ücretsiz). Giriş ücreti 8 Euro. Madrid Card’a ve 25 yaş altı öğrencilere ücretsiz. Güncellenen saatleri aşağıdaki müze linkinden takip edebilirsiniz.
http://www.museoreinasofia.es/en/visit/opening-hours-and-ticket-prices

El Museo de arte Thyssen-Bornemisza
Geldik tam last but not least kullanmalık yere, Madrid’deki kutsal müze üçlemesinin son halkasına. Diğer iki müzeye daha küçük olan Museo Thyssen Bornemisza, çoğu kişi tarafından es geçilerek hata yapılan bir müze.
– Çıkışta müzenin mağazasına mutlaka uğrayın. Avrupa’daki her müzede görebileceğiniz şeylerin yanında oldukça orijinal şeyler de satılıyor.
-Dönemsel sergilerini mutlaka takip edin. Baya başarılı şeylere denk gelebiliyorsunuz. Örneğin biz bu yaz, “Pop Art Myths” adlı geçici sergilerinde Andy Warhol’dan Roy Lichtensein’a birçok ünlü sanatçının eserlerini görme fırsatı yakaladık.
-Giriş 10 Euro. Madrid Card’a ücretsiz.
-Bu ve kutsal üçlemenin parçası olan diğer iki müzeye ulaşmak için Banco de Espana durağında inip, Paseo del Prado’dan aşağı doğru kaptırmanız yeterli. Hepsi birbirine yakın.
-Bu müzelerde içerinin çok yoğun olmaması bir sistem geliştirilmiş. Örneğin siz bilet kuyruğuna girip biletinizi aldıktan sonra, size içeri giriş saatinizi belirtiyorlar ve o saatten önce müzeyi gezmeye başlayamıyorsunuz. Böylece içerisi tıklım tıkış olmuyor, yoğunluğun azalmasını sağlıyorlar. Merak etmeyin, öyle saatlerce bekletilmiyorsunuz, ancak yine de hazırlıklı olun.
Royal Palace of Madrid
Madrid’e gelmişken kraliyet sarayına da uğramak isterseniz durağınız Plaza de Oriente. Günümüzde yalnızca seremoniler için kullanılsa da saray saraydır diyerek, ihtişamına kapılıp gezmek isteyebilir ya da 2000 küsür odası olduğunu öğrendiğinizde aynı hızda gezmekten vazgeçebilirsiniz, karar sizin. Tabi ki tüm odaları gezemiyorsunuz, ancak yine de vaktinizi alacağı kesin.
-Sarayın hemen yanında bulunan güzeller güzel Sabatini Bahçeleri’nde dinlenebilir, civarda bulunan yerlerden birer sandviç alarak öğle yemeğinizi bu huzur kaynağı parkta yiyebilirsiniz. Eskiden halkın giremediği bu park, şimdi ziyaretlere açık.
-Sarayın hemen yanında, devasa ve ihtişamlı Almudena Katedrali bulunuyor. Giriş ücretsiz, içerisi mimari açıdan harika, bizce şöyle bir göz atabilirsiniz.
-Eğer Sol tarafından buraya doğru ilerliyorsanız ve öncesinde dinlenmek niyetindeyseniz, II. Isabel Meydanı’nda değil, bir sonraki meydan olan Plaza de Oriente’yi tercih edin. Hem bölge olarak daha güzel, hem de yemekler.

Retiro Park
Madrid’e bu denli bayılmamızın, ve bu derece kıskanmamızın sebeplerinden biri olan Retiro Park, bizim bildiğimiz parklardan değil. Bir ucundan diğer ucuna yürümenin yarım saatinizi aldığı, içinde sarayları, oturma alanlarını, güneşlenen, uyuyan, muhabbet eden ya da kitabını okuyan insanları, göletleri, çeşit çeşit bahçeyi ve bitkiyi barındıran Retiro, bizim İstanbul için hayalini kurduğumuz parkın hayata geçirilmiş hali gibi.
-Park civarındaki yerlerden pizzanızı, churrosunuzu, biranızı ve derginizi/kitabınızı kapıp, birkaç saatinizi burada geçirin. Önermiyoruz, ısrar ediyoruz. Huzur garantili.
-Eğer yaz aylarında Madrid’de bulunuyorsanız burada güneşlenmekten çekinmeyin. Bizdekinin aksine üstünüze kezzap atma riskleri falan yok, son derece doğal bir davranış.
-Metro durağı: Retiro
Plaza de Santa Ana
Şehrin en tercih edilen turist/lokal karışık meydanlarından biri burası. Akşam yemeği ya da Flamenko şovu izlemek için bu bölgeyi ziyaret edebilirsiniz.
-Nerede yiyelim burada bir sürü mekan varmış diyorsanız, “Giuseppe”nin yemeklerini önerebiliriz.
-Bu bölge akşamları gerçekten çok kalabalık oluyor. Rezervasyonsuz gitmeyin yoksa minimum 15 dakika bekleme garantili.
-Flamenko konusunda Villa Rosa adlı mekanı tercih edebilirsiniz. Giriş 30 Euro. Daha önce İspanya’nın başka şehirlerinde flamenko izlediyseniz o kadar da tatmin edici olmayacağını söylemeliyiz.

Chueca/Malasana/La Latina
Yukarıda müzelerin kutsal üçlüsünü ele aldıysak, bu 3 farklı bölgeyi de yeme/içme, gece hayatı ve alışveriş gibi konularda, daha alternatif ve hip bölgeler oldukları için başka bir kutsal üçleme haline getirelim dedik. Kaytan bıyıklı, deri pantolonlu, saçma güneş gözlüklü onlarca insanın bir arada toplanmayı tercih ettiği bu 3 bölgede de, çeşit çeşit kafe, restoran, mağaza bulabilmeniz mümkün. Üstelik şehrin kargaşasından ve kalabalık noktalarından uzaklar. Özetle oraların Karaköy-Cihangir-Çukurcuma üçlemesi de diyebiliriz hani.
Öyle ki, biz bu 3 bölge için ayrı bir post yapma kararı aldık ve şimdilik özet geçerek bırakalım diyoruz.
Plaza de San Ildefonso
Şehrin bir diğer hipsterlı bölgesi Plaza de San Ildefonso, Madrid’de İspanya’nın diğer şehirlerine göre daha az karşılaşabileceğiniz sokak sanatını en sık görebileceğiniz, bize kalırsa gezginler tarafından biraz abartılmış, ancak yine de sevimli yerler keşfedebileceğiniz bir bölge.
-Aradan dereden İngilizce kitaplar da satan küçük ama işlevi büyük kitapçılar çıkıyor, mutlaka içlerine dalın ve karıştırın.

Plaza de Cibeles
Herhangi bir Madrid rehberini açtığınızda %98 ihtimalle bir fotoğrafını göreceğiniz, şehrin sembollerinden biri olan Plaza da Cibeles, yukarıda bahsettiğimiz müzeleri üzerinde barındıran Paseo del Prado’nun hemen başında bulunuyor. Aslında içine girip gezebileceğiniz pek fazla turistik mekanı barındırmasa da, mimari açıdan oldukça güzel binaları barındırdığı için görmeye değer diye düşünüyoruz.
Lavapies
Şehrin göçmen bölgesi kabul edilebilecek ghettonun hipsterlarla birbirine girdiği, Afrikalı, Arap, Hintli ve daha bilumum farklı ırktan insanın yaşadığı Lavapies, aslında Madrid’in turistik olmayan, farklı bir yüzünü görebilmek için mantıklı bir seçenek. Ama uyuşturucu satan insanların ve fahişelerin arasında dolaşmak hoşunuza gitmiyorsa pek de mantıklı bir seçenek değil galiba.
-İnceden bir Tarlabaşı havası olduğunu kabullenip, ona göre hafif temkinli bir yaklaşım sergileyebilirsiniz.
-Yeme-içme konusunda denk gelebileceğiniz en uygun fiyatlı bölgelerden biri Lavapies.
-Dönem itibariyle orada da kentsel dönüşüm çılgınlığı mı vuku buluyor bilemiyoruz ama, “alterno” adını koyduğumuz gençlerin bölgeye bir akını söz konusu. Ona güvenerek bölgeye sızabilirsiniz.
-Reina Sofia ile Lavapies metrosu arasında Calle Argumosa’da bölgede türlü türlü kafe ve bar görebilmeniz mümkün. Gençlerin yoğun ilgi gösterdiği sokaklardan biri kesinlikle burası.
Santiago Bernabéu Stadyumu
Futbolseverler için sevinçten çıldırmalı, Facebook’a fotoğraf yığmalı etkinliklerden biri olan Barnebeu Stadı gezisi için saçma sapan turlara dahil olmanıza gerek yok, gidip kendiniz gezebilirsiniz. Ayrıca olur da şansınıza bizim gibi bir Rolling Stones konseri falan denk gelirse, bizce bu fırsatı kaçırmayın. (yazarlar burada Rolling Stones konserine gittiklerini vurgulamak istiyor)
-Metro Durağı: Santiago Bernabeu
-Stadı oldukça detaylı bir şekilde gezebileceğiniz turun fiyatı 13 Euro. Maç günleri hariç her gün 19:30’a kadar tur gerçekleştiriliyor. Maç günleri ise, maç saatinden 5 saat öncesine kadar gezebiliyorsunuz.
-Eğer maça gitmek gibi bir niyetiniz varsa, stada saatler öncesinden gitmenize falan gerek yok. Çünkü orada hiç de öyle bizim maçlardaki gibi kaotik bir durum olmuyor. 10 dakika öncesinde gidip sakince yerinize oturabilirsiniz. Tabi civardaki taraftarlara eğlenmek istiyorsanız biraz daha önceden gitmekte fayda var.

1 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*